Neden Operasyonel Kiralama İşine Girmelisiniz ?

Operasyonel kiralama işleminde de finansal kiralamada olduğu gibi 3 taraf bulunmakta: kiralayan, kiracı ve satıcı. Bu yazıyı bir üçlemenin ilki olarak kaleme aldım ve kiralayanın yani leasing şirketinin operasyonel kiralamaya girme nedenleri üzerinde duracağım. Takip eden yazılarımda da kiracı ve satıcının motivasyon kaynaklarını inceleyeceğim.

Operasyonel kiralama, ürünün doğal evriminin bir parçası niteliğindedir. Leasing şirketleri olarak bu işe başlamak için 20 yılı aşkın süredir beklenmekte olması son derece üzüntü vericidir.  Finansal Kiralama kanunu kapsamında operasyonel kiralama işleminin yapılamıyor olması, bu doğal sürecin gelişimini Türkiye’de kanun kapsamında kurulmuş leasing şirketleri açısından çok geciktirdi. Oysa bu kanuna tabi olmayan özellikle araç kiralama şirketleri çok da güzel şekilde bu alandaki işlerini kurdular, büyüttüler  ve halen daha da geliştirmekteler.
 
2007 yılı sonuna kadar KDV avantajının sektörü destekliyor olması leasingi tek başına önemli bir cazibe merkezi yapmaya yetmekteydi. Oysaki yeni dönemde leasing işlemi pek çok açıdan banka kredisine benzedi. Halen leasing işleminin yapısına ve şirketlerin uzmanlığına bağlı bir takım avantajlar devam etmekle birlikte leasing sektörü büyüme trendini devam ettirebilmek için yeni bir soluğa şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Hele konu mevcut karlılığı arttırmak ise yeni açılımlar daha da gerekli hatta elzem hale gelmiş durumdadır. Birbirine benzer ürünleri satma telaşı içinde olan şirketlerin rekabeti kızıştıkça kar marjları hızla erimektedir.
 
Aranan taze kan operasyonel kiralamada bulunabilir mi ? Yurtdışında gelişmiş ülke ekonomilerinde operasyonel kiralamanın leasing işlem hacmi içindeki payını incelediğimizde malesef bu konuda pek az istatistiki veriye ulaşabiliyoruz. Tahminimiz operasyonel kiralama işlem hacminin en yüksek olduğu ülkelerde dahi maksimum % 40’lar nispetinde payı bulunduğudur. Bu da demek oluyor ki asıl büyük pay her zaman finansal kiralama işlemlerinde olmaktadır. Yazının ana konusu olmamakla birlikte bu aşamada değinmeden geçemeyeceğim nokta Türkiye’de finansal kiralamaya ve bu ürünün daha iyi ve karlı nasıl satılabileceğine biraz daha fazla kafa yormamız gerektiğidir. Benzer ürünü benzer şekilde sunan firmaların fiyat rekabeti yapmaları kaçınılmazdır. Türkiye’de finansal kiralama ürününün yetkin ve yaratıcı satış personeli ile şu andakinden daha fazla farklılaştırılabileceği düşüncesindeyim.
 
Bu konuyu bir başka yazıda daha detaylı incelemek üzere operasyonel kiralamaya dönecek olursak beklentimiz Türkiye’de operasyonel kiralama işlem hacminin ilk yıllarda % 10’lar civarında seyredeceği ve sonrasında istikrarlı bir büyüme trendi sürdüreceği şeklindedir. Toplam portföy içindeki dağılım itibari ile muhakkak ki şirket bazında da farklılıklar da oluşacaktır. Bu dağılımda satıcı kökenli şirketler ile satıcı ilişkileri kuvvetli leasing şirketleri başı çekeceklerdir. Başlangıç yıllarında operasyonel kiralamanın ilk etkilerinin işlem hacimlerindeki artıştan ziyade şirket karlılıklarında olacağını beklemekte yerinde olacaktır.
Bilindiği gibi operasyonel kiralamanın finansal kiralamadan en önemli farkı kalıntı değer riskidir. Bir finansal kiralama işleminde yalnızca kredi riski varken şimdi karşımıza kredi riski ile birlikte kalıntı değer yada başka bir deyişle varlık riski çıkmaktadır. Kredibilitesi en yüksek olan müşteride bile kalıntı değer riski iyi yönetilmezse öngörülerin şaşması ve leasing şirketinin zarar etmesi pek ala mümkündür. Bu durum operasyonel kiralamanın riskini artırmaktadır. Kalıntı değer finansal kökenli değil varlık kökenli bir risktir. Bu da finans profesyonellerinin alışık olmadığı ve sevmediği bir kategoriye girmektedir. Yeni iş kolumuzda  para kazanmak için yalnızca finansal  becerilere sahip olmak yetmeyecek varlık yönetimi ile ilgili becerilere de ihtiyaç olunacaktır.
 
Peki bunca ek zahmete katlanmaya değecek mi ? Bu önemli soruya evet yada hayır diye yanıt vermeden operasyonel kiralama işleminin  finansal boyutunu daha detaylı incelemekte fayda var. Operasyonel kiralamada, finansal kiralama işleminde de var olan faiz getirisine ek olarak 3 farklı kar merkezi daha yer almaktadır. Bunlar:
-  Satın Alma(İskontolu satın alma becerileri)
-  Makine&Ekipmanın işletilmesi ile bağlantılı hizmetlerin tedariği (Tam hizmet işlemler için)
-  Dönem sonu opsiyonları (Satış veya yeniden kiralama)
 
Bu 3 merkezin şirket tarafından iyi yönetilmesi halinde sıkı durun finansal kiralama işlemlerine göre 2-3 kat hatta daha fazla marjlar ile iş yapabilmek mümkün olabilecektir. Ekonominin temel kurallarından olan yüksek risk yüksek getiri prensibi burada da geçerli olmaktadır. Karlılık hesaplarını yaparken bir başka çok önemli kriter de bu risklerin tek başına leasing şirketi tarafından mı taşındığı yoksa satıcı firma ile veya bir başka şekilde paylaşıldığı mı sorusu olacaktır. Leasing şirketleri ya zor yolu seçip makine, ekipman bazında uzmanlığı kendi başlarına geliştirmeye çalışacaklar yada bu konudaki hizmeti dışarıdan temin edeceklerdir. Doğal olarak risk paylaşımı bir yandan leasing şirketini rahatlatıp güvence altına alırken diğer taraftan da karlılığını azaltacaktır. Sonuç olarak yüksek karlılık beklentisi tek başına bile, pek çok leasing şirketinin bu yeni piyasaya girmesi için yeterli neden teşkil edecektir. Operasyonel kiralama işlemindeki bir başka önemli ve dikkat çekici unsur da ek 3 kar merkezini iyi yöneten uzmanlaşmış nispeten  küçük bir leasing şirketinin, finansman kaynakları pahalı bile olsa, daha büyük rakiplerine göre  avantajlı kiralar verebilecek olmasıdır. Bu durum finansal kiralama işlemlerindeki var olan oyun kurallarını kökünden değiştirebilecek mahiyettedir. Mevcut durumda işlem bazında temel rekabeti işlemin faizi ve vade belirlerken operasyonel kiralama işleminde bunlara ilave olarak makineyi ne kadar iskonto ile aldığınız, tam hizmet verme becerileriniz ve yeniden satma yada kiralama kabiliyetiniz  rekabet gücünüzü belirleyecektir. Operasyonel kiralama işleminde şirketlerin birbiri ile rekabetinde finansal kiralamaya göre çok daha fazla değişken vardır ve bunları iyi yöneten şirketler rekabette üstünlük sağlayacaklardır. Sonuç olarak yeni dönemde bazı leasing şirketleri kendi niş alanlarını belirleyip bu alanlarda mukayeseli üstünlükler tesis edeceklerdir.
 
Dünyada çeşitli ülkelerdeki leasing evrim süreçleri incelendiğinde yalnızca finansal kiralama ürünü ile yollarına devam etmeyi tercih eden şirketler bulunsa da leasing şirketlerinin daha büyük kısmının bu yeni ürünü benimsediğini gözlemlemekteyiz. Türkiye’de de benzer şekilde leasing şirketlerinin büyük bölümü yeni kanunun onaylanması öncesi hazırlıklarına hız vermiş bulunmaktadır. Bu vesile ile bu yola çıkmış tüm leasing şirketlerine başarılar dilerim.