Proje Finansal Fizibilite ve Finansman İlişkisi

 
Proje finansmanı son 10 yılda Türkiye’de çok hızlı bir gelişim gerçekleştirmiş durumdadır. Bankalar ve son dönemde de leasing şirketleri  finans sistemimizin giderek artan kredibilitesi neticesi  daha uzun vadeli ve ucuz fonlama yapma imkanına sahip olmakta ve Türkiye’de hızlı ekonomik büyümenin itici gücü olmaktadırlar.

Bununla beraber gözlemimiz Türkiye'de projelerin özellikle finansal fizibilite çalışmalarının gereği gibi yapılmadığı şeklindedir. Bu durum Türkiye'de projelerin gerçekleştirilmesi önünde önemli bir engeldir. Projelerin finansal bazda analizi ve buna uygun olarak yapılacak finansal fizibilite çalışması hem yatırımcıların kendisi hem de projeyi değerlendirecek olan finans kuruluşları açısından son derece önemlidir. Yapılacak analizde yatırımcılar öncelikle minimum öz kaynak ile yüksek karlılık yakalamaya çalışırken diğer tarafta finans kuruluşları (banka, leasing vb. ) maksimum öz kaynak katkısı ile projenin borç ödeme kabiliyetini (Borç Servis Karşılama Oranı) arttırmaya çalışmaktadırlar. Yapılacak analizlerin, öncelikle projenin hangi denge noktasında her 2 tarafında önceliklerini karşılar olduğunu ortaya koyması gerekmektedir.

Her yatırım tipinin (alış veriş merkezi, otel, rüzgar santrali, hidroelektrik santral, jeotermal vb. ) ve projenin kendine has yapısı ve özellikleri vardır ve risk analizi yapılırken bu özellikler mutlaka dikkate alınmalıdır. Yine fizibilite çalışması ileriye yönelik olarak uzun vadeli genelde 7-10 yıl süreli bir tahmin gerektirir ki bu tahminlerde mutlaka sapmalar olacaktır.  İyi yapılandırılmış bir proje finansmanı işleminde nakit akışında sapmaya neden olacak risk faktörleri çok iyi analiz edilmiş olmalı ve ilgili riski en iyi yönetebileceği düşünülen taraf tarafından taşınıyor olmalıdır. Buna rağmen projelerde bazı riskler alınmak durumunda olacaktır. Zira tüm riskleri kontrol altına almaya çalışmak ya çok maliyetli  ya da kimi zaman imkansız olacaktır. Bu bakımdan finansal analiz ve projeksiyonların, özellikle bu kontrol altında olmayan parametrelerdeki değişimlerin projenin karlılığı ile geri ödeme gücünü nasıl etkileyeceğini göstermesi gerekir.

Yapılan bu çalışmaya hassasiyet analizi ya da stres testi denilir ve projenin finansal açıdan ne kadar sağlam olduğunu gösterir. Bu çalışmayı yapmak için özellikle projeyi çok iyi anlayıp analiz etmek  ve kritik proje girdi (input) ve çıktılarını (output) tespit etmek  , doğru , sağlam ve esnek proje finansal modelini  oluşturmak  ve çıkan sonuçları doğru yorumlayacak finansal deneyim ve bilgi seviyesine sahip olmak gerekir ki bu ayrı bir uzmanlık gerektirir. Bahsettiğim hassasiyet analizlerinde Monte Carlo analizi olarak bilinen ve kurulan finansal modelin proje ile ilgili 1000 ve üzeri senaryo üretip çıkan sonuçların istatistiki olarak incelediği modeller de kurmak mümkündür ve proje ile ilgili değerlendirmelerin geçerliliğini kuvvetlendirir. Bu tip çalışmalar özellikle proje ile ilgili pazar riskinin yüksek olduğu durumlarda ekstra fayda sağlar.

Bu şekilde yapılacak finansal analizler yatırımcılara da finans kurumlarına da büyük avantaj sağlar. Özellikle karlı ve rasyonel projeler bu şekilde analiz edildiğinde ve çıkan sonuçlar doğru şekilde aktarıldığında yatırımcılar daha düşük öz kaynak katkısı ile karlılıklarını maksimize edebilir; diğer taraftan finans kurumları da projelere önlerini daha net görmek sureti ile daha bilinçli şekilde girip portföy risklerini minimize edebilirler. Böylelikle özellikle sermaye ve/veya teminat yetersizliği nedeni ile gerçekleşmeyen kimi projeler bankable (bankalar tarafından finanse edilebilir) olabilecek ve doğal olarak daha fazla bilinçli yatırımın önü açılacaktır. Türkiye'de genel olarak finans kuruluşlarının proje bazlı finansmana sıcak bakmadığı ve teminata kredi verdiği gibi bir kanaat mevcuttur. Düşüncem odur ki doğru analiz edilip iyi yapılandırılmış projeler bu durumun değişmesine katkıda bulunacaktır.