Türkiye'de Operasyonel Leasing ve Satıcı Kökenli Leasing Şirketlerinden Alınması Gereken Dersler

Operasyonel Leasing (O/L) bilindiği gibi yatırım konusu makine ve ekipmanın belli bir dönem için sadece kullanım hakkını elde etmek amacı ile kiralanması işlemidir. Türkiye’de halen yürürlükte bulunan 3226 sayılı Finansal Kiralama kanunu finansal kiralama şirketlerine O/L yapma imkanı vermemektedir. Bununla beraber bu kanun kapsamında yer almayan bazı şirketler, özellikle de otomobil  kiralama şirketleri hali hazırda O/L işlemi yapmaktadırlar. Kanun kapsamında olmamakla birlikte otomobil kiralama işlemleri O/L tanımına uymaktadır ve özellikle giderek daha da revaçta olan, örnek bir uygulama niteliği kazanmış bulunmaktadır.
Türkiye’de faaliyette bulunan leasing şirketleri kanunun yürürlüğe girdiği 1986 yılından beri 20 yılı aşkın bir süredir O/L işlemi yapabilmen imkanı sağlanmasını beklemektedirler. Son yıllarda giderek artan rekabetle birlikte daralan marjlara paralel farklılaşma ve ürün çeşitlendirme gerekliliği O/L’i daha fazla gündeme taşımıştır. Kimi leasing şirketleri finansal kiralama kanunu kapsamında olmayan dolayısı ile O/L işlemi yapmasında sakınca olmayacak şirketler kurarak bu engeli aşmayı tercih etmiş,  büyük çoğunluk ise FİDER (Finansal Kiralama Derneği) öncülüğünde yıllardır mevcut kanunda O/L’e imkan sağlanmasının yollarını aramaktadırlar.
 
2007 yılı sonu itibari ile leasing işlemlerinde KDV avantajının ortadan kalkması piyasadaki rekabet ortamını daha da arttırmış durumdadır. Halen leasing şirketleri sadece kendi aralarında değil yerli ve yabancı bankalar ile artan biçimde yatırım finansmanı pastasından pay kapmak amaçlı rekabet içindedirler. Hali hazırda özellikle büyük ölçekli ve finansman imkanları geniş şirketler açısından leasing hemen hemen tüm cazibesini kaybetmiş durumdadır. Bulunduğumuz ortamda leasing şirketleri azalması muhtemel pazar paylarını  ve alternatif yaratılmazsa daha da daralacak kar marjlarını korumak için farklılaşmak mecburiyetindedirler.  Farklılaşmanın en etkin ve doğru biçimi de Dünyadaki uygulamalara parale O/L uygulamalarına bir an önce başlamaktan geçmektedir. O/L ile niş bir alan yaratmak ve özellikle  banka ve diğer finans kurumu rekabetinden sıyrılabilmek ile mevcut kar marjlarını arttırabilmek mümkün görünmektedir. Yeni düzenleme ile KDV avantajının kalkması O/L’in Finansal Kiralama kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi sürecini hızlandırabilir. Bugüne kadar O/L‘in  mevcut kanun kapsamındaki KDV avantajından faydalanıp faydalanamayacağı hususu sorun teşkil etmekteydi ve O/L uygulamasının kanun kapsamına alınması önündeki engellerden biri konumundaydı. Şimdi bu avantaj ortadan kalktığına göre geldiğimiz noktada ‘Her şerde vardır bir hayır’ sözü   kendini doğrulayabilir !
 
O/L var olan kaynakların çok daha verimli şekilde kullanılması ve atıl kalmamasını sağlamak bağlamında Türk ekonomisine de pek çok artılar getirebilecek mahiyettedir. Bu sayede şirketler dönemsel makine ve ekipman ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı satın alma yapmak yerine uzman şirketlerden kiralama yolunu tercih edebilecekler. Aynı zamanda da satın alınan yatırım mallarının dönem sonunda atıl kalması veya yok pahasına satılmasının önüne geçilebilecektir. Diğer taraftan şirketler teknolojik olarak eskiyen veya çabuk yıpranan yatırımlarını çok daha çabuk şekilde modernize edebilecekler. Belli sektörlerde uzmanlaşmış şirketler makine ve ekipman filo yönetimini çok daha profesyonel şekilde gerçekleştirecek bu da Ülke olarak mevcut kaynaklarımızın daha verimli şekilde kullanımını destekleyecektir. O/L ile leasing şirketleri olarak yıllardır sözü edilen malın mülkiyeti yerine  kullanım hakkına sahip olmanın önemi tam anlamı ile ön plana çıkmış olacaktır. Bu modern yatırım finansmanı enstrümanın bir özelliği de finansal kiralamadan daha geniş bir müşteri portföyüne hitap edecek olmasıdır. Finansal kiralama denince maliyet dezavantajı nedeni ile tercih etmeyen likidite ve kredibilite sıkıntısı bulunmayan büyük şirketler O/L’in önemli bir hedef kitlesidir. Yukarıda bahsedilen avantajlara ilaveten bilanço dışı bir yatırım finansman tekniği olması da O/L’i büyük şirketler nezdinde de kayda değer bir finansman seçeneği  durumuna sokacaktır.
 
Geldiğimiz konum itibari ile en önemli soru sektördeki leasing şirketlerinin O/L’e ne derece hazır olduklarıdır. Bu noktada O/L’in finansal kiralamadan temel farkı üzerinde durmakta fayda var. Bilindiği gibi finansal kiralama işlemlerinde temel risk müşterinin ödeme yapamaması halidir. Ancak ödeme yapılamaması halinde yatırım konusu makine ve ekipmanın teminat değeri gündeme gelmektedir. Bu da toplam leasing işlem hacminin yaklaşık % 1-2’lik bölümüne karşılık gelmektedir. Finansman aşamasında özellikle yüksek kredibiliteye sahip müşteriler için yatırım konusu malın teminat değeri 2. plana atılabilmektedir. Oysa O/L işlemlerinde kiracının geri ödememe riskine ilaveten her durum ve koşulda ilave bir risk vardır. Bu da malın kiralama dönemi sonundaki değeri olan kalıntı değerdir.  O/L işlemlerinde en temel sorun malın kiralanacağı dönemin başlangıcında dönem sonundaki değerini doğru tahmin edebilmektir. Kalıntı değer bedelinin gerçek değerden düşük tahmin edilmesi şirketin piyasada rekabet edebilirliğini kısıtlayacak ve işlem hacmini daraltacaktır. Yüksek tahmin ise gayet tabiki kiralama işlemi sonunda önemli zararlara neden olabilecektir. Bu riski doğru tahmin edebilmek de ancak 2.eli gelişmiş pazarlarda söz konusu olacaktır. O/L ile leasing şirketleri kredi riski yönetiminin yanı sıra varlık riski yönetimi konusunda da uzmanlaşmak mecburiyetinde olacaklardır. Türkiye’de O/L uygulamalarının otomobil kiralama şirketleri ile başlaması bir tesadüf değildir. Zira dünyada 2.el piyasa itibari ile en gelişmiş pazarlar genelde kara taşıtları pazarlarıdır. Türkiye’de O/L  uygulamalarında kara taşıtlarını takiben gelişmesi muhtemel diğer pazarlarda iş makineleri ve tıbbi cihaz alımları olacaktır. Bu alanların da zamanla pek çok leasing şirketi tarafından penetre edileceği, kar marjlarının daralacağı ve daha fazla marj için keşfedilmemiş görece daha riskli ekipman gruplarının finansmanının söz konusu olacağı da unutulmamalıdır. Eknominin en temel kurallarında biri de yüksek risk karşılığında yüksek getiridir. Unutulmaması gereken diğer önemli hususta O/L’in bir sektörde gelişmesi için kiralayanın o alanda iş yapma arzusu kadar kiracıların da kiralama yapmaya istekli olmaları gereğidir. Matbaacılık gibi bazı sektörlerde  2.el piyasalar çok gelişmiş ve leasing şirketleri de bu alanlarda iş yapmaya istekli olsalar da kiracılar makine ve ekipmanın belli bir dönem için kiralanması yerine satın alma tercihi yapabilirler. Bir sektörde O/L’in gelişmesi için arz ve talebin buluşması gerekmektedir.
 
Türkiye’de Operasyonel Leasing uygulamalarına geçişi en kolay gerçekleştirebilecek olan leasing şirketleri satıcı kökenli (captive) olanlar olacaktır. Bu bağlamda captive şirketlerin avantajlarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
1. Malın kalıntı değerinin tespiti avantajı: Tabi olarak malının 2. el değerini en iyi ve doğru tahmin edecek olan malın üreticisidir. Kiralama süresi boyunca makine, ekipmanın durumunun üretici firma servis elemanları tarafından takip edilmesi de önemlidir. Bu bakımdan leasing şirketi  kalıntı değer riski paylaşımına  kadar uzanan her alanda üretici firmanın desteğini direkt olarak alabilecektir.
 
2. Malın kiralama dönemi sonunda değerlendirilmesi avantajı : Mevcut bayi ve satış ağı vasıtası ile 2. el malın satışı veya yeniden kiralanması çok daha kolay gerçekleşebilecektir. Olası zaman ve değer kayıplarının önüne geçilecektir. Bir diğer avantaj da makine ve ekipmanın kiralama dönemi sonunda bakımdan geçirilip satış sırasında belli bir süre  garanti verilebilecek olmasıdır.
 
3. Maliyet avantajı: O/L işlemlerinde makine ve ekipmanın iki önemli maliyeti bulunmaktadır. Satın Alma ve Çalıştırma yada operasyonel maliyet. Satıcı kökenli leasing şirketi muhtemelen malı alırken tıpkı bir filo alıcısı gibi özel indirim koşulları ile piyasa fiyatının altında alabilecektir. Bazı istisnalar olsa da O/L işlemlerinin çok büyük kısmı Tam Hizmet niteliğinde olacaktır. Başka bir deyişle tüm bakım, onarım ve yedek parça maliyetleri de kira bedelleri içine yedirilecektir. Bu maliyetlerde de satıcı kökenli leasing şirketi piyasa koşullarına göre önemli avantajlara sahip olacaktır. Bu maliyet avantajları % 5 ile % 30 arasında sektörüne ve şirketine bağlı olarak değişim gösterebilir. Her 2 maliyette de yakalanacak avantajlar leasing şirketlerinin rekabet gücü ile karlılığını büyük ölçüde arttıracaktır.
 
4. Satış ve Pazarlama Avantajı: Ana firma açısında malı müşteri veya leasing şirketine satmak arasında bir fark yoktur. Mevcut satış kanalarını kullanarak aktif bir şekilde müşterilerine O/L’i tanıtacak ve leasing şirketinin hacim yaratmasına önemli katkı sağlayacaktır.
 
5. Kredi değerlendirme avantajı: İş yaptığı sektörü ve şirketleri çok yakından tanıyan üretici/satıcı şirket piyasa istihbaratı yapmak sureti ile potansiyel kiracının kredibilitesi hakkında doğru tespitler yapılmasını sağlayacaktır. Aynı durum kredi risk takibi içinde geçerlidir.
 
6. Ek avantajlar: Kiralama sözleşmesi  konusu malın kiralama dönemi sonunda koşulları ilk kira sözleşmesi başlangıcında belirlenecek şekilde yeni bir makine ve ekipman ile değiştirilebilmesi imkanı dahil pek çok ilave avantaj da satıcı kökenli leasing şirketinin üretici firma desteği ile sağlayabileceği ek imkanlar arasında yer alacaktır.
 
O/L uygulamalarında başarılı olmak isteyen leasing şirketleri öncelikle kendilerine uzmanlaşacakları  1 veya 2 sektör belirlemeli ve kendilerine satıcı kökenli leasing şirketlerini benchmark olarak almalıdırlar. Başka bir deyişle satıcı kökenli leasing şirketlerinin avantajlarını kopyalayabilmeli ve ilave olarak da kendilerine özgü ek avantajları kullanabilmelidirler.

Bu bakımdan hedef sektörlerindeki satıcı/üretici şirketlerle yukarıda belirttiğim avantajları hep birlikte yaratabilecekleri ve faydanabilecekleri uzun vadeli iş birlikleri kurmaları işe sağlam bir alt yapı ile başlamalarını sağlamada esas teşkil edecektir.  O/L uygulamalarında kiracı ile yapılacak iş birlikleri de rekabet avantajı yaratacaktır. ABD’de uygulanan bir finansman tekniği olan TRAC (Terminal Rental Adjustment Clause) leasing işlemlerinde sofistike kiracı malın kalıntı değer riskinin bir bölümünü üstlenmek ve daha düşük kiralar ödemek sureti ile borçlanabilmektedir. Kiralama dönemi sonunda kalıntı değer tahmininden negatif bir sapma olması halinde kiracı bu farkı veya anlaşmaya göre farkın bir bölümünü son kira ödemesi ile birlikte karşılamaktadır. O/L uygulamaları ile yaratıcılığın ön plana çıktığı iş birliklerinin önü açılacak , sektörel bazda uzmanlaşma daha da önem kazanacak ve bundan hem Türk ekonomisi hem de leasing sektörü orta ve uzun vadede büyük fayda sağlayacaktır.