Türkiye’de Proje Finansmanının Gelişimi ve PPP

 Türkiye'de proje finansmanı hacmi yıldan yıla hızlı ve istikrarlı bir  artış göstermektedir. Özellikle büyük  yatırımların giderek daha fazla gündeme geliyor olması bu trendi desteklemektedir. Proje finansmanının önünü açan eğilimlerden en önemlisi de PPP’lerin altyapı yatırımlarının finansmanında giderek daha fazla kullanılıyor olmasıdır. PPP (Public Private Partnership) bilindiği gibi Kamu Özel Sektör İş Ortaklıkları anlamına gelmektedir  ve geleneksel olarak kamunun finanse ettiği ve işlettiği yatırımların büyük kısmı bundan böyle bu yöntemle özel sektör tarafından finanse edilerek çok daha hızlı ve verimli şekilde inşa edilip, faaliyete geçirilmektedir. Mevcut ve artık görece eskimiş bazı kamu yatırımları da aynı anlayışla belli bir dönem örneğin 20 yıl süre ile özel sektöre devredilmekte ve özel sektör tarafından yenilenip tekrar çok daha verimli ve üstün kalite standartları ile hizmet vermeye devam etmektedirler.
Yeni dönemde devlet inşa eden ve çalıştıran kimliğinden çıkıp düzenleyen ve denetleyen rolünü üstlenmeye ağırlık vermektedir. Bu durum Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede aynı seyri izlemektedir. PPP yöntemi ile altyapı yatırımlarının yolunu başta İngiltere olmak üzere gelişmiş ülkeler yapsa da özellikle son 10 yılda Afrika’dan Asya’ya pek çok farklı ülkede  başarılı uygulamalar yapıldığını gözlemlemekteyiz. Örneğin Amerika’da devlet okullarının bir kısmı bu anlayışla özel sektöre devredilerek eğitim kalitesinde ciddi artış sağlanabilmiştir. Bugün dünyada eğitimden sağlığa, enerjiden otoyola, su artıma sistemlerinden limanlara varıncaya kadar pek çok projede PPP finansman şeklinin sıklıkla kullanıldığına şahit olmaktayız.
 
Hapishaneler ile konsoloslukların bile bu yöntem ile finanse edildiği örnekler mevcuttur ve her geçen gün kapsam genişlemektedir. Gelinen noktada kamunun gerek finansal gerekse de insan kaynakları itibari ile kamu yararına gerekli yatırımları gerçekleştirmesi ve işletmesi mümkün olamamaktadır. Bu nedenle devlet özel sektörün ilgisini çekmeyen ama ülke açısından stratejik öneme haiz yatırımları kendisi yapıp işletmekte ve geriye kalan ekonomik olarak rantabilitesi olan projelerin özel sektör tarafından yapılıp işletilmesini tercih etmektedir.  Bu şekilde daha önce kamu üzerinde olan pek çok risk de özel sektöre devredilmekte, verimlilik ile hizmet kalitesi de belirgin şekilde artmaktadır. 
 
Türkiye’de son 10 yılda giderek artan enerji yatırımları da  bu kapsamda gerçekleştirilmektedir. Özellikle son döneme yenilenebilir enerji yatırımları damgasını vurmaktadır. Enerji yatırımlarının yanı sıra özellikle otoyolların yapılmasında da PPP modeli kullanılmaktadır. Yap-İşlet-Devret sıklıkla kullanılan PPP modellerinden biri olup 6 milyar $’lık İstanbul-İzmir otoyol projesi ile yine yaklaşık 6 milyar $ civarında maliyeti olması beklenen üçüncü boğaz köprüsü ile bağlantı yolları projesi de bu yöntem ile gerçekleştirilecektir. Alışveriş merkezleri başta olmak üzere gayri menkul yatırımları da bu yönde giderek artan talebe istinaden proje finansmanın sıklıkla uygulandığı alanlar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. 
 
Türkiye’de bankacılık sektörü bu yönde giderek artan finansman ihtiyacının sağlanmasına yönelik yapılanmalarını son 10 yıl içinde büyük ölçüde tamamlamış durumdadırlar. Pek çok büyük bankada proje ve yapılandırılmış finansman departmanları kurulmuş durumdadır. Özellikle özel sektörün büyük bankaları bu konuda başı çekmekle birlikte giderek kamu bankaları ile daha küçük ölçekli bankaların da bu konuda çalışmaya başladıklarına şahit olmaktayız. Yatırım finansmanı konusunda uzmanlıkları ile bilinen leasing şirketleri de özellikle nispeten daha küçük yatırım projeleri ile ilgilenmektedirler. Daha büyük yatırımların finansmanında çok sayıda bankanın bir araya gelip finansman ve riski paylaştıkları modeller de sıklıkla kullanılmaktadır.
 
Dinamo Eğitim ve Danışmanlık olarak başta banka ve leasing şirketleri, enerji ve gayri menkul yatırım ortaklıkları ile proje finansmanı ile ilgili tüm kişi ve kuruluşlara eğitim ve danışmanlık yapmaktayız. Proje finansmanı  nakit akışının finansmanıdır ve bu bakımdan diğer finansman türlerinden ayrışmaktadır. Proje nakit akışının çıkartılması ile bu nakit akışı üzerinde yapılan analizler ile risk yönetimi verdiğimiz hizmetlerde özellikle üzerinde durduğumuz ve en çok merak edilen konuların başında yer almaktadır. Örneğin bir HES projesi ile alışveriş merkezinin nakit akışı ile projeler incelenirken dikkat edilmesi gereken riskler arasında farklılıklar vardır  ve her proje mutlaka kendi dinamikleri içinde analiz edilip değerlendirmelidir. Bununla beraber proje bazında mutlaka dikkate alınması gereken ortak özellikler de bulunmaktadır. 
 
Türkiye'de proje finansmanı konusunda istatistiki veriler maalesef mevcut değildir.  Dünyada Reuters başta gelmek üzere proje finansmanı istatistiklerini yayınlayan kurumlar bulunmaktadır. Bu istatistiklerde, projelerde finansal kuruluşların proje şirketinin ortaklarına kredi ile ilgili sınırsız rücu hakkı varsa bu tip projeler yapılandırılmış finansman sınıfında kabul edilmekte ve istatistiklere dahil edilmemektedir.
 
Türkiye’de proje finansmanı kapsamında değerlendirilen pek çok finansman bu nedenle aslında yapılandırılmış finansman kategorisine alındığından bu istatistiklerde yer almamaktadır.  Bu nedenle istatistiklerde 2010'un ilk yarısı için yaklaşık 1 milyar dolar olarak belirtilen proje finansmanı tutarının aslında bu rakamın en az 2-3 katı olduğu düşüncesindeyim.